6 Mar 2015

Hipokrat Yemini'ni Hiçe Sayanlar...

İnsan hayatının zaten sudan ucuz olduğu bu memlekette, bari hastaneler ve doktorlar ettikleri yemine sadık kalsınlar istiyor insan ama nafile. 


Bundan yaklaşık 6 ay kadar önce, Arda yuvada bir kaza atlattı. Özellikle bekledim yazmak için. Aldığımız kararın sonucunu bekleyip görmek istedim. 

Sınıfta koşarken başka bir çocuğun itmesi sonucu düşerek, yanağını sandalye kenarına vurmuş. Okuldan aradılar, apar topar almaya gittim. Dışarıdan görünürde hiçbir şey yok ancak sağ üst diş eti ile yanak arasındaki yumuşak bölgede kanama vardı. İş çıkış saati ve yakın olması sebebiyle, daha önce de yine diş tedavisi konusunda yakınmamız olan aynı hastaneye gittim mecburen. 

Acil doktoru, dikiş atılması gerekebilir diyerek diş doktoruna yönlendirdi. Bundan sonra diş doktoru ile aramızda geçen konuşma özet olarak şöyle;

Dr: Çarpma sonucu üst diş eti kırılarak içeriye doğru göçmüş. Röntgenle hasarı tam olarak anlayamayız, genel anestezi ile önce tomografi çekmemiz sonra da ufak bir operasyon yapmamız gerekiyor. Operasyon şart, elle manipüle edeceğiz, duruma göre yarmamız gerekebilir, bu durumda kulak burun boğaz ve estetik cerrahlarının ameliyata dahil olması gerekebilir. 

Ben: Peki her türlü operasyon yapacaksanız tomografiye ne gerek var?

Dr: Haklısınız, o zaman tomografi çekmeyelim, direk operasyon yapalım. 

Ben: Bu çocuğun muayene sırasında gıkı çıkmadı, genel anestezi yerine daha hafif bir şey uygulayabilir misiniz?

Dr: Olabilir, sedasyonla da yapabiliriz. (Anestezi şeklini yanlış yazmış olabilirim, aklımda kalan bu)  En son ne zaman yemek yedi? 

Ben: 1 saat önce. 

Dr: Aç olması lazım. O zaman operasyonu yarına ayarlayalım. Yalnız bu operasyon kesin sonuç vermeyebilir, ileride ortodontik tedavi gerekebilir. 

B: Siz olsanız çocuğunuza bu tedaviyi mi uygulardınız? 

Dr: Evet...

Operasyonun kesin çözüm olmadığını duyduktan sonra biraz midemiz bulandı ama yine de randevuyu aldık. Arada kendi doktorumuzla da telefon görüşmesi yaptık. Tablo buysa yaptırın operasyonu dedi. Allahtan, sabah saatleri müsait olmadığından öğleden sonra bir saat verdiler bize. 

Akşam Arda gayet güzel yemek yedi, hareketlerinde en ufak bir değişiklik ya da ağrı sızı belirtisi yoktu. Koltukta zıpladı, gece deliksiz uyudu. Bunun üzerine işkillenip bir de kendi diş doktorumuza götürelim dedik. 

Onunla aramızda geçen konuşma da yine özetle şöyle;

Dr: Telefonda bana anlattığınız tabloya göre ağzı dağılmış halde bekliyordum sizi...  Evet darbe sonucu damakta içeri göçme var ama bu 6-7 yaşlarında basit bir ortodontik tedavi ile düzeltilebilecek bir şey. Hatta belki dilin yapacağı baskı ile zamanla da düzelme görülebilir. 

B: Peki operasyon olmaması çiğnemede bir soruna ya da çene yapısında daha ileri düzeyde bir soruna sebep olur mu?

Dr: Zaten üst damağında darlık var ve zaten ileride ortodontik tedaviye ihtiyacı olacak. Bunu da onunla birlikte düzeltiriz, hiç problem değil. 

B: Yumuşak dokuya dikiş attıralım mı?

Dr: Dikişlik bir durum yok, kendi kendine iyileşir. 

B: Peki sen olsan çocuğun bu durumdayken operasyon yaptırır mıydın?

Dr: Hayır... 

Bu iki görüşmeyi tarttık, biçtik ve operasyonu yaptırmamaya karar verdik. Sadece enfeksiyona karşı önlem olarak antibiyotik kullandı. Ağrı kesici bile vermedik. Yarası çok kısa sürede iyileşti. 

Eğer Arda o gün yuvada akşam üzeri bir şeyler yemiş olmasaydı biz apar topar o ameliyatı yaptırmış olacaktık. Belki yarılacaktı gerçekten diş eti, bir de dikişlerin iyileşme süreci vs olacaktı... 


Olaydan yaklaşık 3-4 hafta sonra başka bir sebeple hastaneye gittiğimizde aynı diş hekimi ile karşılaştık. Küçük ama soğuk bir muhabbetten sonra son sözü "Bari dikiş attırsaydınız." oldu...  Yanında karısı ve yeni doğmuş bebeğiyle ama nerede olduğunu bilemediğimiz vicdanı ile yanımızdan uzaklaştı...

Geçen hafta kontrole gittik. Dişlerinde düzelme yok ancak kötüleşme de yok. Hayat kalitesine bir etkisi söz konusu değil. İleride zaten görmesi gereken tedavi ile o dişler de düzeltilecek. 


Not: Sen de hala akıllanmadın, hep şikayet ettiğin hastaneye gidiyorsun diyebilirsiniz, haklısınız.:)


10 Şub 2015

Bu da Bana Kapak Olsun...



Bilen bilir, eğer bir çocuk anne diyorsa saniyenin onda biri kadar geçen sürede efendim demeniz lazım. Telefonla mı konuşuyorsunuz, biriyle sohbet mi ediyorsunuz, çalışmaya mı çalışıyorsunuz hiç fark etmez, eğer hemen cevap vermiyorsanız bu sefer saniyede on kere anne diye seslenmesine razı olmalısınız.

Geçtiğimiz pazar günü sabah kahvaltısında babasıyla bir konu hakkında "hararetli hararetli" konuşurken Arda anne diye seslendi. Cevap vermedim. Bir kere daha seslendi yine cevap vermedim. Bu arada babasıyla konuşmaya devam ediyoruz. Sonuncusunda biraz sesini yükselterek seslendi ve ben bu sefer daha da yüksek bir ses tonu ile efendim diye bağırdım. Bağırdıktan sonra da "Babanla bir şey konuşuyoruz." diyerek daha da çok bağırdım. Sonuç olarak Arda, sana küstüm diyerek masayı terk etti, koltuğa yerleşip küsme pozisyonunu aldı.

Bundan sonra aramızdaki diyalog şöyle gelişti...

Ben: Arda'cığım sofraya gelir misin?
Arda: Gelemem, ben sana küstüm.
Ben: Özür dilerim, sesimi gereksiz yere yükselttim.
Bir süre geçer;
Ben: Artık sofraya gel lütfen, özür diledim.
Arda: Ben kabul etmedim ama.
Ben: Tamam gereksiz yere bağırdım sana ama özür diledim ya daha ne yapabilirim?
Arda: Sarılabilirsin...

Bundan sonrası öpüş, koklaş, kucaklaş, hüngür, şakırt, klasik... Birbirimizden tekrar özür dileme ve babasının "Bu da sana kapak olsun." diyerek suratına yerleşen bıyık altından gülme pozu :) Harbiden kapak oldu...


2 Ara 2014

Written By Arda Key

Geçen gün resim yaparken bir anda; "Anne ben anlatayım sen yaz." dedi. 

Aralarda bolca ıımmm, eemmm diye uzun uzun düşünme nidaları var ama o konuda özellikle uyardı, "Buraları yazma." diye.


İşte Arda'nın ilk hikayesi...

"Papağan öbür hayvanlarla savaştı. 15 yaşındaydı papağan. 
Papağan çok yaramazdı ve papağan sonra da bir bardağın içine düştü ve su doluydu. Sonra da boğuldu. Sonra mantı yedi ve kahve içti. Sonra da oyuncaklarla oynamaya başladı ve kumbara yuvasına geri döndü. 
Sonra bütün kağıtları yırttı ve tekrar su dolu bardağın içinde boğuldu.
Sonra da bardağın içine hapsoldu.
Sonra da kapkaranlık bir odaya girdi. Sonra da dışarı çıktı. 
__SON__"


Buraya ilk kelimelerini, ilk cümlelerini, yanlış telaffuz ettiği kelimeleri yazardım. Gün gelip ilk hikayesini de kayıt altına alacakmışım demek...
Dilerim bu ilk ve son hikayesi olmaz, dilerim büyüyünce de kendini yazarak ifade eder, dilerim yazmayı çok sever...


9 Nis 2014

Emzik Takvimi


5 yaşına kadar emzik emmiş bir babanın ve kendini bilebildiği yaşlara kadar parmak emen bir annenin oğlu olarak; Arda'nın emziğe ne kadar düşkün olduğunu anlatmaya gerek yok sanırım.

24 Şub 2014

Kendime Sorular ve Cevapları...

Twitter notlarımdan çıktı bu yazı. Yazmayı çok seviyorum ama neden az yazıyorum diye sormuşum kendi kendime...
 
Okumayı çok seviyorum demişim öncelikle... Birisinden kitap ödünç almaktan hoşlanmam, illa bana ait olsun isterim. Hediye olarak kitap almaya bayılırım ve genellikle soranlara sipariş veririm. Kitaplarımı paylaşmayı çok sevmem mesela, geri gelmezler çünkü birçoğu.

26 Oca 2014

Karne Şart mı?

Arda yaklaşık 1,5 yıldır yuvaya gidiyor. Bu sene, yuvada geçirdiği süreyi 3 tam güne çıkarmamızla birlikte itirazsız ve daha istekli gittiği kesin. Yuvada mutlu, bunu biliyorum. Evde olduğumuz günler bazen bana küsüyor onu yuvaya götürmediğim için. Günleri soruyor; "Bugün hangi gün? yuva günü mü tatil günü mü?" diye...Günlük hayatta yaptığı şeyleri öğretmenine göstermek ya da söylemek istiyor. Orada yaptığı şeyleri heyecanla anlatıyor. Hayatının bir parçası olarak bellemiş yani gittiği yuvayı. Dolayısıyla orada yaşadığı, paylaştığı şeyler önemli onun için.

21 Oca 2014

Esas Çürük Nerede?

Arda, bebekken ha çıktı - ha çıkacak diye gözünün içine baktığımız dişlerinden birini bundan bir buçuk sene evvel kırmıştı. O zaman gittiğimiz diş hekimi, bu dişin çürüyebileceğini söylemişti ve söylediği de çıktı. Yaklaşık altı ay önce de azı dişlerinden birinin çürümeye başladığını fark ettik. Bunun üzerine adını vermeyeceğim ama herkesin tahmin edebileceği bir hastanenin diş hekiminden randevu aldık. 

28 Kas 2013

Teşekkür

Bu bir teşekkür yazısıdır...
Önce benim sonra oğlumun sevdiği, tatlı kadın, Arda'nın deyişiyle "Ebru doktor" hastane ve pozisyon değişikliği sebebiyle artık Arda'yı takip edemeyecek. 

Ebru Hanım'la tanıştığım ilk gün hala gözlerimin önünde. O günlerde bu yazıyı yazmışım... Şimdi dönüp okuduğumda aynı şeyleri düşünüyor olmak, 3,5 sene sonra noktasına virgülüne dokunmadan, bugün olsa aynı şeyleri yazarım diyebilmek bizim için büyük şans olsa gerek.

18 Kas 2013

Tak Tak Takıntı

Muhtemelen her çocukta değişik şekillerde görülen ve yine muhtemelen, ebeveynlerin düzen oturtma çabaları sırasında tekrarlanan davranışların çocuğa sirayeti diye tanımlayabilirim bizim evdeki takıntı durumunu.
Aslında Arda'nın takıntıları ileri boyutta değil ve benim de oldukça hoşuma gidenler var içlerinde ama teyzesinin uyarısı kafamda soru işareti yarattı.